17/12/2006 - Yüzyılın En Hazin Aşk Öyküsüdür Bu...

İlk fotoğrafta gördüğünüz Betty Hanım Ankara’da yaşıyor..
İkinci fotoğraftaki Selim ise Heybeliada’da...
Yüzyılın en hazin aşk öyküsüdür bu.. Zengin kız, fakir oğlan durumları sadece size özgü bir kaderdir sanıyorsunuz ama değil.. Gerçi, saçmalama konusunda hiçbirimiz siz insanlar kadar ileriye gitmeyiz, düşünsenize yaşamaya devam etmek için çalışmak zorunda olan tek canlı sizsiniz. Pek bir havalı başladınız bu medeniyet hikayesine ama çuvalladınız, kelimenin tam anlamıyla. Neyse uzatmayacağım, mevzumuz bu değil çünkü şu an.. Daha detaylı konuşmak isteyenler Şen Kasap’ın önünde bulur beni, Bebek’te..
Üçüncü fotoğraftaki yakışıklı benim, adım Ebem.. Yok, yok sakın yapmayın o vasat espriyi, bunun ilk sizin aklınıza geldiğini düşünmüyorsunuz herhalde.
Çabuk dağılıyor aklım, yaşlandım, Selim ile Betty’yi anlatıveriyordum değil mi?
Betty, soylu, saf, aristokrat bir İran hanımefendisidir. Babası, Pers Kralı Darius’un biricik kedisi Ümmü’nün soyundan gelir, annesi ise Tahran’ı birbirine katmış, kuyruğunu salladı mı trafiğin durduğu, o sokaklardan geçerken, ciğercilerin dükkan önlerine dizilip en güzel etlerini kendisine sunduğu, uğruna 14 aşığın telef olduğu Nagihan Sultan. Böyle bir ana, babadan gelir işte Betty. Dönemin Türkiye Başbakanı’na hediye edilir derken, Ankara’ya gelir. Başbakan’ın hatırlı dostlarından birinin evinde yaşar, hali vakti yerinde, yediği önünde, yemediği arkasındır, evde sadece kendisiyle ilgilenmekle sorumlu bir çalışan bile vardır ama mutlu değildir, anlayacağınız üzere. Kalbini Selim’de bırakmıştır çünkü.
Selim, karnını zor doyuran bir öğrencinin kedisidir ama gördüğünüz gibi pek bıçkın, pek afilidir. Sokakların raconu, genç kızların kalbi ondan sorulur. Fazla söze gerek yok, kendiniz de görüyorsunuz fotoğraftan. İşte bu Selim, Bebek yokuşlarında bir aşağı, bir yukarı dolanırken, birden durdu. Kıpırdayamadı yerinden. Alamadı gözlerini Betty’den. Nefesi kesildi, içine bu dünyaya ait olmayan bir heyecan, kalp çarpıntısı, sonsuz bir mutluluk, aynı zamanda bir o kadar güçlü bir hüzün müjdelendi. Hepsi aynı anda oldu, o ilk beş saniyede..
İstanbul’a sahibinin himayesinde tatile gelen Betty de balkonda öylece otururken, birden bire anladı aşkın ne demek olduğunu. Hep duyuyordu da, abarttıklarını düşünüyordu, ikna olamıyordu. Meğer ne acayip bir duyguymuş bu be! Adamın aklını başından alır valla. Kızardı, bozardı, pek çaktırmamaya çalıştı ama mümkün mü? Olan olmuş, iki kalp buluşmuştu bir kere..
Hikaye daha uzun da dedim ya yaşlandım, öyle uzun müddet aynı konu üzerinde konuşamıyorum, dağılıveriyor aklım. Kısaca toparlayayım, anlamışsınızdır ya gerçi, bizim iki aşık cennetten aşırılmış bir yedi gün geçirdiler birlikte, gizli saklı, aralarda derelerde.
Sonra Betty Ankara’ya döndü çaresiz, yarım.. Selim kaldı burada, yarım...
Vurdu kendini Heybeli’ye..
Dahası var da çok uzattım şimdi, gelin bulun beni Şen Kasap’ın önünde, anlatırım o vakit.
|