7/11/2006 - Translyvania'da Yaşayan Çılgın Bir Amerikan Güzeli

Aynı gün sırayla Translyvania, C.R.A.Z.Y. (Çılgın) ve American Beauty (Amerikan Güzeli) ’yi izleyince, üç yönetmen oturup bir üçleme çekmiş gibi geldi.. Dozu her filmde biraz daha artarak sıradanlaşan, kopya hayatlar, yer çekimi, dünya hali, beşer ilmihali, gelen gideni aratır yani..
Translyvania’nın özgür yolcuları ne kadar rahatlatıcı bir alternatif gibi duruyordu değil mi oysa, kırlarda, bayırlarda, nerede şarap, orada uyumalarda, aşkı ararken, aşkla çarpışmada üstlerine yoktu.. Sonra çocuk oldu, filmin sonunda.. Özgür kız anne oldu, kotası doldu..
Kendisinden daha önemli biri var artık hayatında, kendi bedeninin doğurduğu, yokken var olan bir başka insan.. Ama bu ayrıştırma yapılamıyor, hepimiz yakın tanığıyız.. Ya birilerinin çocuğu, ya annesi, ya da babasıyız değil mi? Var mı bu duvarı atlamış biri yoksa oralarda, yazıyı okuyanlar arasında.. Varsa mucize tabii ama sanmıyorum, muhtemelen hepimiz –diğer alanlarda neler halletmiş, kimleri devirmiş olursak olalım – bu annelik, babalık ve çocukluk mevzusunda yaralıyız. Bir yandan başka kimseninkiyle denkleştirilemeyecek, sonsuz bir sevgi, sadakat, bizi şaşırtacak derecede, güven, huzur, vs.. Öte yandan öfke, çözümsüz bir düğüm, anlaşamama, anlayamama, olsa olsa kabullenme ama bir türlü ikna olamama hali.
İlk andan itibaren bir mucizeymişsin gibi ve kendine yaklaştıkça sen, o mucize yıkılıyormuş gibi bakan anne gözleri, ne kadar üstü örtülü olsa da ve resim bozulmasın, hiçbir şey yerinden oynamasın isteyen ama hiçbir şeyi sabit tutamayan hüzünlü baba. Her şart altında birini üzen, kendisi üzülenden daha çok üzülen çocuk. Falan, filan..
Esas konuya dönersek,söyler misiniz mümkün mü Zingarina’nın artık aynı bağımsız kadın olması..Hem de göbekten bağlı, konu kapandı..
Bunu çocuk karşıtı biri olarak söylemiyorum, biliyorum ne büyük bir haz, ne tarifsiz bir duygu olduğunu bunun, görüyorum, dinliyorum, karşılıklı ‘agu’laşan bir ‘anne-çocuk’ un dünyanın en şahane şarkısını söylediklerini duyuyorum ama ikinci hayat işte bu, ilkine elveda, bye bye Translyvania..

Hemen devamında Crazy’ yi izledim, özellikle seçmiş gibi.. Buyrun işte, yukarıda anlattıklarımın filme çekilmiş hali. Anne ve babanın en klasik hali.. 4-5 çocuk da vaki.. Kızlardan mı erkeklerden mi hoşlandığını bir türlü netleştiremeyen, boğum boğum boğulan bir ergen çocukcağız, tabii Aristo geleneğinin kurbanı “ya –ya” ekolü, “hem-hem de” mümkün değil ki.. Diğeri uyuşturucu bağımlısı, bir diğeri spor takıntılı, huzursuz, acımasız hem kendine hem hayata, beriki kalın gözlüklü, erken uzlaşmış, hantal, yorgun, vs.. Her biri arızalı yani yerleşik kabullere göre, belki de söz konusu kabuller ta kendisi bu arızanın.. Belki mi? Barışmaları için birbirleriyle, bayağı bir testten geçmeleri, hayatla mücadele etmeleri, törpülenmeleri gerekiyor.. Netice iyi neyse ki..
Akşam da Cnbc-e’ de American Beauty.. İki filmin özeti artı Amerikan banalliği, sıkışıklığı soslu orta sınıf hamburgeri (Film değil ha!! Sakkınn, filmin ayna tuttuğu yaşamlar yaani).. Netice üçlemenin finali sanki.. Zincirlerden boşalmak gerekiyor. Bunun için de soyunmak, savunmamak, korkmamak, göze almak... Yaşamak, yaşamak, yaşamak.. Ole! Ole! Ole!
Üçü de sağlam ve yenilikçi filmlerdi, o gün pek şahaneydi..

|